18 Mayıs 2016 Çarşamba

Fotoğraflar :D - Photos :D

Koyamadığım fotoğrafları yüklemeyi sonunda başardım:D.


Denizcilik Müzesi'nin altında bulunuyor burası. Eskiden kullanılıyormuş. Her türlü denizcilik malzemesi satılıyor. Ne denir bilemedim:D



Bir mayın! (yok canım!)


En hızlı gemi olarak tasarlanmış. Yapılmış mı orasını hatırlamıyorum bak:D


Bu şey bir deniz fenerinin aynası. Yanında kimseyle çekemedim ama kocaman.


Müze böyle gemi maketleriyle doluydu. Çok hoşuma gittiler:D




Bu arkadaş (ya da hanımefendi mi desem?) Discovery Center'dan. Her ne kadar içeriği çocukça olsa da dinozor varsa Metehan bayılır.


Ayrıca bu şu ana kadar bulunan tama en yakın T-Rex fosiliymiş. Adı Sue:D


Bu da robot dinozor:D
(dedim ya dinozorsa Metehan bayılır diye:)



Burada kaleye giriyoruz. Arkadaki evimsi tepeler kale oluyor:D.


Surlarının dışındaki hendek


Kapısı


İçerisinden


Anlatmaya çalıştığım mum feneri:D.


Her ne kadar telefonum sapıtıp pembeli çekmeye başlamış olsa da gayet çok fotoğraf çektim:D. Kesinlikle annem tehdit etmedi.

19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı

Hepinizin 19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramınız Kutlu olsun:)



15 Mayıs 2016 Pazar

Halifax Yolculuğu! (2. raund) - Halifax Trip! (round 2)

Ben yine Halifax'a gittim:D Bu değil önceki perşembeden pazara kadar. Peki niye bir haftadır yazmıyorsun Metehan?! Durun, açıklayabilirim! Cumartesi akşamı hasta gibiydim (nedenine sonra geleceğim) ve pazar günüyse tamamen hastaydım. Boğazım çok fenaydı, burnum tıkalıydı ve ateşim vardı. Neyse ki o gün dönüş günüydü bu nedenle Judy'le konuştum (kendisi bu geziyi düzenleyen grubun koordinatörü olur) ve ondan bir ilaç aldım. Otelin eczanesinden pastil buldum. Trenle dönüyorduk ve yolculuk yaklaşık 6 ile 8 saat arasıydı. Tüm yol boyunca uyudum neredeyse. Bir ara arkadaşlar sarımsaklı ekmek bulmuşlar büyük bir miktar onu atıştırdım. Eve gelir gelmez de yattım. Pazartesi çok kötü olduğum için okula gitmedim ve sadece uyudum. Salı biraz daha iyiydim ama yorulmamak ve riske atmamak adına o günü de evde uyuyarak geçirdim. Çarşamba daha iyiydim ve okula gittim ama bilgisayara dokunmadım. Perşembe ve cuma günleri evde bir tek ben vardım. Herkes iş için falan bir yerlerdeydi ve niyeyse bakıcı ailem internetimi kestiler tüm gün. Cumartesi ise tamamen beni eden bir gündü. Üstünde çok durmayacağım çünkü düşündükçe hala sinirlerim geriliyor ama basitçe söylemek gerekirse Colin benden bazı şeyleri yapmamı istemişti cuma günü. Bunları elimden geldiğince yaptım. Ama cumartesi gelip bana nedenini bile sormadan hiçbir şey yapmadığıma kanaat getirip interneti kesip gitti. Oysa benim suçum yoktu. Her şeyi yaptım. Yapamadıklarım ise Shiann'in annesinin gelip önünü açması lazımdı ama o unuttu dolayısıyla benim elimden gelen bir şey yoktu. Her neyse, dolayısıyla internetim yine yoktu.

Evet şimdi maazeret kısımlarını geride bıraktığıma göre gezime geçebilirim:D. Aslında pazar gününü zaten anlatmış oldum. Baştan alarak devam ediyorum o halde:D. Bu geziyi düzenleyen Judy'di. Benim koordinatörüm olmamasına karşın beni de davet etti ve böylece Barkın ve Yalın'a katılabilmiş oldum:D. Perşembe günü saat 11'de bindiğimiz trenimiz 6'ya doğru Halifax'a vardı. Yol boyunca Barkın, Yalın ve ben sohbet ettik, müzik dinledik, Çinlilerle tartıştık ve önümüzdeki kızların, biri Alman diğer ikisi Brezilyalı, eşyalarını sakladık vesaire:D. Sonuç olarak zevkliydi:D. Halifax'ta ilk işimiz otele gitmek oldu. Otelimi çok güzel ve lüks bir oteldi. Odaları temiz ve rahattı. Biz bir odada 3 Türk ve bir Çinli, Richard, beraber kaldık. Richard bizimle kalmayı istemişti çünkü aksi taktirde kimsenin sevmediği diğer Çinliyle kalması gerekecekmiş. Şahsen nedenini bilmiyorum çünkü onların gruptan değilim ve diğer çocuğu tanımıyorum ama Barkın ve Yalın Richard'a hak verdiler. Ona biraz da üzüldüm açıkcası çünkü her ne kadar çoğunlukla diğer Çinlilerle takılsa ve bizimleyken onu da sohbete katmaya çalışmamıza rağmen sonuçta odana 3 Türk'tük ve çoğunlukla Türkçe konuştuk. Ama hey bizim suçumuz değildi. Yanımızda kalmayı o istedi ve İngilizcesi çok iyi değildi bu yüzden sürekli İngilizce konuşsak bile bizi anlayamayacaktı.

Perşembe günü başka bir şey yapmadık otele yerleştik. Cuma günü sabahtan denicilik müzesine gittik. Halifax'ta en sevdiğim yer olabilir. Çok güel sergileri vardı. Bize hazine avı tarzı bir şey verdiler. Kağıtta 23 soru vardı. Müzeyi gezip sergileri okuyarak sorulara cevap bulmamız lazımdı. Sorular olmasa bile ben etrafı okurdum çünkü çok hoşuma gitti. Kazanan ilk kişiye 20, ikinciye 15, üçüncüye 10 dolar verildiğini öğrenince Barkın ve Yalın da işe koyuldu. Tabii ki çıkarcı Türkler olarak üçümüz tam puan aldık. Bizden başka da tam yapan yoktu. Maalesef Judy uyanıklık yapmamıza izin vermedi ve sadece birincilik ödülünü bize verdi. Aslında bilerek bir iki hata yapıp ilk üçü kapsaydık demiştik ama gururumuz ağır bastı :D. Günün kalanınıysa bir alışveriş merkezinde geçirdik.

Cumartesi günü sahilden bir yürüyüş yaptık ve bir tur arabasına bindik. Arabanın özelliği hem karada hem de suda gidebilmesiydi. Arabadan ziyade otobüs falan mı desem. Neyse ben araç diyeyim anlaşalım:D. Bir saatlik gezide bize Halifax'ın bir çok köşesini gösterdiler. Rehberimiz komik bir adamdı ve ince bir espri anlayışı vardı. Hiç sıkmadan dinlettirebildi kendini bir saat boyunca:D. Hatta rehberimiz konuşurken anlattığı bazzı şeyleri ve isimleri bir önceki günkü sergiden hatırlıyor olmam beni gururlandırdı:D. Maalesef o sırada rüzgardan ve soğuktan fotoğraf çekmek aklıma bile gelmediğinden pek bir fotoğrafım yok zaten bir yerde de durmadık. Ve evet her ne kadar sıkı giyinmiş olsam da sanırım bu gezi yüzünden hasta oldum. Otele döndüğümüzde rüzgar çarpmış gibi hissediyordum. Geziden sonra biraz dinledik ve akşama doğru bir kaleye gittik. Kale bizimkilerin aksına bir tepede ama yerin içine girecek şekilde tasarlanmıştı. Beşgen şeklindeydi ve dışında çok derin çukularla çevriliydi. Öyle ilginç bir şekilde kurulmuştu ki aşağıdan bakınca çukurlar belli olmuyordu. İçeriyi gezerken rehberimiz hangi dönemden kaldığı hakkında hiçbir fikrim olmayan ama orta çağ filmerinde rastlayacağınız türden elbise giyiyordu. İşin en çok hoşuma giden yanı karanlık iç kısımları gezerken elimizde sadece şu an adını unuttuğum için mum feneri diyeceğim şeyler vardı. Hani camlı dörtgen şeklindedir içinde mum yanar ya işte o. Tam bir orta çağ havasındaydı ve çok hoşuma gitti. Tabii ki telefon kullanmamamız söylendi o yüzden içerileri çekemedim (aten karanlıkta bir şey gördüğüm de yoktu) ama dışarıdan fotoğraf çektim! Ayrıca biz gezerken rehberimiz bize yaşanmış(!) korkunç(!) hikayeler anlatıyordu. Böyle hikayeleri dinlemeyi hep sevmişimdir. Ortam da çok elverişliydi. Yine de klasiklerdi yani. Hatta en sonunda tam "ne yani aşkını arayan hayalet" hikayesi yok mu derken o da çıkınca arkadaşlara attığım "size söylemiştim" bakışı süperdi:D.

Sonuç olarak gayet zevkli bir gezi geçirdim. Sonunda hastalanmam üzücü olsa da gezimi hiç etkilemediği çin mutluyum. Geçen seferki yazımdan da hatırlayabileceğiniz üzere Halifax'a geçen gidişim daha kısaydı ve yanıma Mustafa ve kızlar olduğundan daha çok alışveriş merkezlerinde geçmişti. Bir de tabii ki Türk yemekleri yemiştik. Bu seferki daha bilgilendirici geçti. Sanırım kıyaslamak gerekirse bu gezide daha çok eğlendim. Şimdilik başka bir gezi planım yok ama Colin'in dediğine göre Haziran'da beni eğlenceli bir sürpriz bekliyormuş. Tabii onun eğlenceli anlayışı genelde benimkiyle uyuşmasa da göreceğiz artık:D.

Dipnot: Yaşadığım internet sıkıntıları nedeniyle fotoğrafları yükleyemiyorum. Nedeni hakkında hiçbir fikrim yok ama onları da en kısa zamanda koyacağım.